Türkiye'de Çocuk Suçluluğu İle Mücadele Politikası

  • PDF

Çocuk Adalet Sisteminin temel amacı, çocuğun cezalandırılması değil, çocuğun kazanılması olmalıdır.

Çocuk Adalet Sisteminin temel amacı, çocuğun cezalandırılması değil, çocuğun kazanılması olduğu herkesçe, en azından teoride kabul edildiğine göre bu sistemin ülkemizdeki mevzuatı, mekanizmaları, yöntemleri, kadroları ve fiziki şartları çocuğun yüksek yararı ve haklarına yeterince uygun olduğunu söylemek oldukça zordur (1). Kaynaklar yetersiz olsa da çocuğun hakları ile bir birey olduğu algısı, yaklaşımın ve uygulamanın ana teması değilmiş gibi gözüküyor.

Çocuk suçluluğu ile mücadele eden aktörler, çocuğun yetişkinden farklı ayrı bir varlık olduğunu tam kavrayamamış gözüküyorlar. Zira ülkemizde uygulanan çocuk adalet sistemi, çocuk ve çocuk hakları odaklı olmayıp, büyüklere, yani yetişkinlere uygulanan kavram ve kurumların çocuklara uydurulmasından ibaret gözükmektedir.

Bu bağlamda ülkemizdeki uygulanan, “çocuk suçluluğuyla mücadele politikasının” görünürde hem önleyici (proaktif) hem de tepkisel (reaktif) olduğu söylenebilir. Ancak özünde bunu söylemek çok zordur. Zira Türk Adalet Sistemi’nin özü “dosya”dır. Yani hakim ve savcının görevinde yükselmesi geçirdiği dosya sayısına bağlı olduğuna göre, davası görülen veya bir şekilde adalet sistemine bulaşan çocuğun hak ve hukukunun korunması, onun topluma kazandırılmasını sistemin temeline oturtmak fiilen zordur. Zira hakim ve savcılar da insandır ve görevlerinde yükselmek haklarıdır. Aynı durum SHÇEK ve güvenlik birimleri çalışanları için de geçerlidir.

Ülkemizdeki “Çocuk Suçluluğu Mücadele Politikası”, bu suçları önleyici olmaktan çok göstermeliktir ve uluslar arası politikaları (mevzuatı) istemeyerek de olsa takip eder bir görüntü arz etmektedir. Bunun en önemli göstergesi, ülkemizdeki aile ve çocuk politikaları ve ilgili kurumları birlikte ele alınmamış ve gerekli alt yapıya kavuşturulamamıştır. Aile ve çocuk birlikte ele alındığı, sadece korunmaya muhtaç çocukların değil, bütün çocuklara yönelik bir devlet politikasının gerekli olduğu bilinci yeterince gelişememiştir.

Genel olarak geciken adalet ülkemizin bir gerçeğidir ve bu çocuklar için de böyledir. Kararlar çok geç alındığından ve süreç uzadığından çocuklar ciddi mağduriyetler yaşamaktadırlar.

Çocuk adalet sisteminde çok önemli olan “sosyal inceleme raporlarına” yeterli değer verilmiyor (1). Çoğu zaman bu raporu istemek hakimin takdirine bırakılmıştır.
Çocuk yargılamasının temel amacına uygun olarak 13 yaşından büyük çocuklar için de diversiyon uygulamasının (koruma tedbirleri) alanı olmaması ve bu konuda hakimlere hiçbir takdir hakkı verilmemesi büyük bir eksikliktir ve çağdaş yaklaşıma uzaktır. Almanya örneğini (1) burada hatırlatmakta fayda var: Çocuk 14 yaşına kadar kesinlikle cezalandırılmıyor, 18 yaşını bitirinceye kadar da takdir tamamen hakime bırakılmış durumda. Biz de ise hakime hiçbir takdir yetkisi bırakılmamıştır: Herhangi bir çevresel etkiyle suç işleyen 12 yaşını doldurmuş bir çocuk mutlaka ceza alıyor, sadece ceza indirimi yapılıyor.

Çocuk adalet sistemi çok aktörlü ve sektörlü bir çalışma sahası olduğundan (1) ciddi bir koordinasyon ihtiyacı vardır ve halen bunun ülkemiz tam olarak sağlandığına dair yeterli veri bulunmamaktadır.

Ülkemizin etkin, kapsamlı ve çağdaş gelişmelere uygun bir çocuk ve gençlik politikası bulunmamaktadır.

Çocuk adalet sistemi, çok farklı meslek kültürleri ve teamülleri olan ve hatta birbiriyle çekişme ve rekabet içinde olan birimler tarafından yürütülmektedir. EGM, JGK, Adalet Bakanlığı ve SHÇEK gibi.

Bu genel değerlendirmelerin ışığında aşağıdaki önerilerde bulunabiliriz:

Çocuk suçluluğunun aşamalarının aktörleri farklı olduğundan, en azından uygulama aşamasında aynı hizmet içi eğitimlerden geçirilmeleri faydalı olacaktır (1).

Suçlu veya bir şekilde suça bulaşmış çocukların güvenlik kuvvetleriyle karşılaşmaları en aza indirilmeli, mümkünse hiç olmamalıdır. Bu haliyle de emniyet ve jandarma çocuk Birimleri kaldırılmalı, bu işler daha sivil bir yapı olan SHÇEK veya oluşturulacak benzeri bir kurum tarafından yürütülmelidir. Eğer bu yapılamıyorsa, en azından Çevik ve Göksu (1)’nun da tavsiye ettiği gibi bu birimlerde çalışan görevliler çocuk psikolojisi üzerine eğitim almış kişilerden seçilmelidir. Bu mümkün değilse, en azından evli ve çocuk sahibi olan kişiler buralarda görevlendirilmelidir. Son yıllarda çok sayıda üniversite mezunu polis memuru mesleğe alındığından, bu konuda özel bir çalışma yapmak hiç de zor olmasa gerek.

Toplumun “suçlu veya suça bulaşmış çocuk algısı” büyük oranda yanlıştır ve değiştirilmesi için kampanyalar, projeler uygulanmalıdır. Toplumdaki polis jandarma algısı da değişmeli “buraların bir iki tokatla ıslah etme yerleri” olmadığı artık kabul edilmelidir. Bu algıları düzeltecek projelere öncelik verilmeli, kamusal kaynaklarla desteklenmeli ve sivil toplumun dinamiklerinden yararlanmalıdır.

Evrensel hukuk kurallarının uygulanması gerekmekle beraber kendi kültürel değerlerimiz de yasal düzenlemelerde göz önünde bulundurulmalı, gerekirse imza aşamasında çekinceler konmalıdır.

Çocuk suçluluğu ile mücadele eden kamu kurumları, devlet erkleri arasındaki güçler ayırımı ilkesine bağlı kalmak kaydıyla, mümkünse aynı bakanlık çatısı altında birleşmelidir (1).

Çocuk adalet sistemi’nin “çocuğun yüksek yararı” doğrultusunda gelişimi için  Yargıtay’daki suç odaklı yapılanma çocuklar özelinde terk edilmeli ve Yargıtay bünyesinde bir “Çocuk İhtisas Dairesi” kurulmalıdır. Yargı birliğini bozmayacak şekilde, bu sorun minimuma indirilinceye kadar ayrı yapılanmaya da gidilebilir. Zira bu sistemin müşterisi maalesef oldukça fazladır (1).

Çocuk Suçluluğu ile mücadeleyi sadece devlet kurumları aracılığıyla yapmanın imkansız olduğu, diğer ülke örnekleriyle de anlaşıldığından, özel sektör ve sivil toplumla da ciddi bir işbirliği geliştirmeyi gerektirmektedir. Burada belki de en önemli kurum, pek tabii ki ailedir. Aile, Prager (1)’ın tabiriyle bugüne kadar bulunmuş ve çocuk için en az sakıncalı olan müessesedir ve çocuk, her halükarda bu dünyaya gelmeyi kendisi tercih etmediğine ve bundan dolayı da kesinlikle mutluluğu hak ettiğine göre anne ve babalara ciddi görevler düşmektedir. Bu bağlamda, eğer devletler çocuk suçluluğu ile doğru ve etkili mücadele politikası uygulamak istiyorlarsa, doğrudan doğruya bunu aile politikaları ile yapmak durumundadırlar. Ülkemizde de son yıllarda, gerek Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları aracılığıyla, gerekse diğer bazı yasal düzenlemelerle ciddi atılımlar yapılmış ise de halen yetersizdirler ve geliştirilmeye muhtaçtırlar. Özellikle hukuken çocuk sayılan ve devletin sunduğu eğitimden her hangi nedenle olursa olsun yeterince yararlanamayan ve suça bulaşma eğilimi olan gençleri meslek ve sosyal sorumluluk sahibi yapacak projelere özel önem verilmeli ve bunlar bütün ülke sathında uygulanmalıdır.

Koruyucu aile sistemi daha da geliştirilmeli, cazip hale getirilerek profesyonelleşmesi sağlanmalıdır (1). Bazı Batı ülkelerinde bu iş bir sektöre dönüştürülmüş, adeta geçim kaynağı haline gelmiştir. Bu ülkelerde aile yapısı bozulduğundan, evlilikler dağıldığından çocukların bakımı ciddi bir problem haline gelmiştir. Bu durum maalesef ülkemizdeki aile yapısında da vardır ve eskiye oranla çok daha ciddi bir boyuta ulaşmıştır.

Sosyal çalışmacı yetiştirecek eğitim kurumlarının müfredatlarını sürekli, ihtiyaçlara göre gözden geçirmek gerekir. Ülkemizde bu okullar çok yetersiz ve geçek gündemden uzaktır. Mesela Güney Kore ve İngiltere’deki üniversitelerin ilgili bölümlerine baktığımızda, yirmi yıldan daha aşkın bir süredir geçlik ve çocuk çalışmaları yapan bölümler varken, bizde hala genel bir çalışma konusu olarak sosyal hizmetler olarak ele alınmaktadır ve sayıları da, elimizde somut rakamlar olmamakla beraber, yetersizdir.

Bütün bu değerlendirme ve önerilerin ışığında yapılabilecek en önemli öneri çocuk ve onu yetiştiren başta aile, okul ve sosyal çevre olmak üzere bütün kurumların ortak bir kurumsal yapıya kavuşturulduğu, Sosyal Hizmetler, Aile ve Gençlik Bakanlığı ve bunların birlikte oluşturup uyguladıkları, “önleyici, koruyucu ve bütüncül” bir çocuk ve gençlik politikasına sahip olunması bir ülke için kaçınılmaz bir gerçektir.  Tabir caizse belli yaşın altındaki bütün çocuk ve gencin muhatap alındığı “ulusal gençlik (çocuk) politikası belgesi olmalı ve bütün hükümetler bunu uygulamalıdır.

(1) Kaynakça için haberin orijinal haline bakınız.
Yazan: Ali Yener
Tarih: 10 Kasım 2011

Türkiye'de Çocuk Suçluluğu İle Mücadele Politikası