Mylasa (Milas) Tarihi
- Cuma, 03 Aralık 2010
Karia’nın batı kesimindeki antik Mylasa kenti Muğla iline bağlı bir ilçedir. Doğusunda Yatağan, Güneyinde Gökova körfezi, güney-batısında Halikarnassos (Bodrum), batısında Güllük Körfezi, kuzeyinde de Tralles (Aydın) bulunmaktadır. Yörenin yerli halkını Karlar oluşturmuştur. Çevresinde de Euromos,Herakleia,Latmos, İassos,
Labranda, Keramos gibi kentler bulunuyordu.
Byzantiuon’lu Stephanos, Mylasa’nın mitolojik kahramanı Mylasos tarafından kurulduğunu ve kentin isminin de buradan kaynaklandığını ileri sürmüştür. Tarihçi Plutarkhos ise M.Ö.680 yılında Arselis’in Lydia kralı olabilmek için Mermnad sülâlesi kurucusu Kral Giges’e yardım ettiğini ileri sürmüştür. Bütün bunlar kent ile ilgili bilinen en eski bilgilerdir.
Mylasa’nın en eski halkı Karia’lılardar. M.Ö. 545’de Akhaimenid ( Perslerin) sülâlesinin eline geçen kent M.Ö.450-440 yılları arasında Eurymedon savaşından sonra bağımsızlığını kazanarak Attika-Delos Deniz Birliğine katılmışsa da bir süre sonra birlikten çıkarılmıştır. Bu arada Perslere karşı ayaklanırlar ancak bu ayaklanma kısa sürede bastırılarak M.Ö. 440’da tekrar Pers egemenliğine boyun eğmek zorunda kalırlar.
M.Ö. 395- 360 arasında burada kurulan Pers satraplığının merkezi durumuna geçti ve idare yerli bir sülalenin yönetimine verilen kent, Kral Mausollos zamanında önemli imar çalışmalarına sahne olmuştur. M.Ö.334’de Büyük İskender tarafından ele geçirilen kent onun ölümünden sonra Seleukos kralı II.Ptolemaios ile Suriye kralı II.Antiochos’un idaresine girer. M.Ö. 190’da Kral Antiochos’un Sipylos Magnesia’sında Romalılara yenilmesi ve bunun sonucunda imzalanan Apameia barışı ile tekrar bağımsızlığına kavuşur. M.Ö. 129’da ise Roma’nın Asia eyaleti başkenti olan Rodos’un yönetimine bırakılan kent, bu olayı içlerine sindiremeyerek yeniden ayaklanırlar ve özgürlüklerini elde ederler. Fakat bu da çok kısa bir süre sürer Roma’ya direndikleri için kentleri yakılıp yıkılır. Mylasa Roma’nın egemenliğini kayıtsız şartsız kabul ettikten sonra ,Otonom (özgür kent) statüsünü alır ve bundan sonra da halkı refaha kavuşur. Bizans döneminde Kibyraioton Theması’nın sınırları içerisinde kalan Mylasa Aphrodisias metropolitliğine bağlı bir piskoposluk merkezi olur.
Mylasa en görkemli dönemini M.Ö. IV.yüzyılda Karia kralı Hekatomnos oğulları zamanında yaşamıştır. Mausollos’un kurduğu devletin başkenti oluşundan ötürü de daha gelişmiştir.
Prof. Cook eski Mylasa’nın Peçin köyünde (Mutluca köyü) Peçin Kale tepesinde iken Mausollos tarafından bugünkü Milas’ın olduğu yerde yeniden kurulduğunu ileri sürmüştür. Mausollos’un Halikarnassos’u başkent yapmasından sonra da kent önemini korumuştur.
Mylasa’da ilk araştırmayı Bernault ve Du Bois başkanlığında Fransız arkeoloji ekibi 1880’li yıllarda yapmış,bazı yazıtlar ile tiyatro maskları bulmuşlardır. Bu arada XVII.yüzyılda G.Wheler’in burada görmüş olduğu yapıların çizimlerini yaparak, krokilerini çizmişlerdir. Ne var ki G.Wheler’in belirttiği Augustos mabedinin o zamana gelemediğini de tespit etmişlerdir. Onların ardından İsviçre arkeoloji ekibi M.Ö.1100 tarihlerine ait kalıntıları ortaya çıkarmıştır. M.Ö. 2000 yıllarına ait ev temellerinin yanı sıra küp şeklindeki mezarlar ile Helenistik döneme tarihlenen bir mabedin kalıntıları, Sodra dağının etekleri ile Hıdırlık yamaçlarında Roma dönemi mezarlarının yoğun olduğu da ortaya çıkarılmıştır.
Mylasa, antik çağın diğer kentlerinden farklı olarak akropol üzerinde olmayıp dağın eteklerinde kurulmuştur. Kaliteli beyaz mermerleri ile ünlü olan bu ocakları Strabon Şöyle anlatır:
“...Mylasa’ya gelince: o son derece verimli bir ovadır ve ovanın yukarısında kule gibi bir tepe ve en iyi beyaz mermer ocağı bulunan dağ yükselir. Şimdi bu ocak büyük yarar sağlamaktadır,çünkü burası yapılar,özellikle tapınakların yapımı ve diğer genel yapıtlar için bol miktarda ve kolay çıkartılabilen bir taş kaynağıdır. Bu nedenle kent diğerlerinden fazla olarak her şekilde portiklerle ve tapınaklarla süslenmiştir.”
Grion ( Sodra) dağının beyaz-gri mermerinden yararlanılan kentteki yapıların en önemlileri arasında Zeus Osogoa ve Zeus Labrandis Tapınakları, Gümüşkesen mezar anıtı, Baltalı kapı, su kemerleri, tiyatro, Augustos tapınağı, Gymnasium’un yapıldığını açık olarak yine Strabon’dan öğreniyoruz. Zeus Osogoa tapınağı Sodra dağının yamacında idi. XVIII-XIX. yüzyıllarda Milas’a gelen gezginlere göre tapınak stoalarla çevrilmişti. M.S.II.yüzyılda yaşamış olan Pausanius tapınağın içerisinde tuzlu bir su kaynağı olduğunu belirtmiştir. İon üslubundaki sütunların dışında kalan kalıntılar günümüze ulaşamamıştır. Hisar başında Zeus Karias isimli bir diğer tapınağın varlığı bilinirse de onunla ilgili olarak “Uzun Yuva” diye isimlendirilen bir sütun dışında hiçbir kalıntı günümüze gelememiştir.
Sodra Dağının doğu eteklerindeki mezar anıtı gri-beyaz mermerden yapılmıştır. Arazi konumundan ötürü önü duvarlarla teras haline getirilmiştir. Terasın üzerinde yükselen mezar anıtı peristilli olup üzeri piramit şeklinde bir çatı ile örtülmüştür. M.S.nci yy.ın ortalarına tarihlenen anıtta kalıntıları günümüze gelmemekle beraber bir heykel grubunun olduğu sanılmaktadır.
Mylasa’da bir başka önemli kalıntı da Baltalı Kapı’dır. Bu kapı Sodra Dağının mermerlerinden yapılmış olup, akanthus yaprakları ile bezenmiş ve kilit taşının üzerinde de çift ağızlı Labrandis baltası yerleştirilmiştir.
Mylasa’nın doğusunda kalan ovada 2 500 m. uzunluğundaki su kemerleri oldukça iyi korunmuştur. M.S. II.yy.a tarihlenen bu kemerlerde devşirme taşlar kullanılmıştır. Topbaşı tepesinin ovaya bakan yamaçlarında olduğu söylenen tiyatrodan hiçbir kalıntı günümüze ulaşamamıştır.
Mylasa kent surlarından hiçbir iz günümüze gelememiştir. Kentin içinde ise Halikarnassos’daki Mausolun’un küçük bir benzeri olarak kabul edilen Gümüşkesen anıtı vardır. M.Ö. I.yüzyıla tarihlenen bu anıt dikdörtgen bir mezar odası ile onun üzerindeki paye ve sütunların taşıdığı piramit çatılı bölümlerinin son derece ilginç bir görünümü vardır. Buradaki payelerle sütunların 2/3 ü yivli olup korinth başlıklı üçlü bir arşitravı taşımaktadır. Piramit çatı içten bindirme tekniğinde yalancı kubbe görünümündedir. Ayrıca üst örtü içten geometrik ve bitkisel motiflerle bezenmiştir.
Milas’ın 3 km. güneyinde, kayalara oyulmuş mezarlarla karşılaşılmıştır.Bunlardan büyük olanının ön cephesi mabet görünümündedir. Kentin 14 km.güney-doğusunda Yukarı Kınalıgöl köyünde de dağların arasında Karia tanrılarından Sinuri’ye ait, duvarlarla desteklenmiş bir mabet kalıntısı daha bulunmaktadır.
M.Ö. IV. yüzyılda yapılmış olan Gymnasium’a ait üzeri yazılı bir sütun gövdesi ile bir heykel kaidesi ,Milas Müzesi’nin Şevketiye mahallesinde yapmış olduğu kurtarma kazısında ortaya çıkarılmıştır. Böylece Gymnasium’un bulunduğu yer kesinlik kazanmıştır. Diğer taraftan Labranda yolu üzerindeki nekropol alanı üzerindeki mezarlar da klasik çağ ile Helenistik devire tarihlendirilir. Hıdırlık tepesi ile Sodra Dağının eteklerinden aşağıya kadar uzanan nekropol alanında ortaya çıkan mezarlar ölü gömme geleneğini en güzel biçimde yansıtmaktadır. Ayrıca Mylasa’nın batısındaki Hıdırlık tepesinde sur kalıntıları ile Sodra Dağında kale izlerine rastlanmıştır. Milas ovasının doğusundaki Yusufça köyü üzerinde de Geç Klâsik Çağ’a tarihlenen Kuyruklu Kale bulunmaktadır.
------------------------------------------
Mİlas Mylasa
Mylasa, which was the former capital of Caria, houses monuments bearing witness to great past of the town. From the ending of the name "asa", we understand this was an Anatolian name and it is suggested it was one of the early cities established in the region. Strabo mentioned Mylasa one of the three noteworthy cities in the region. It is not certain how the city got its name.
One of the earlier accounts about Mylasa was during the Persian rule when a tyrant, appointed by the Persian Satrap, Oliates, ruled the city. However, the Golden Age of Mylasa came during the early 4th century during the rule of famous Persian Satraps such as Hysaldomus, Hekatomnos and Maosolos. At the beginning, it seems that the former city of Mylasa was situated at Percin Kale, great rock situated 3 miles distance from Mylasa. During 4th century BC and then it moved to its present site, which was an unusual location for a Carrian, city, usually built on the rocky hills. This great rocky hill supplied good quality of marble for the city of Mylasa and to nearby cities. The importance of Mylasa continued even after the move of the capital to Halicarnasus. It was the most important inland city of Caria throughout the Hellenistic and Roman Periods.
She went on as a chief center for the Carian district. Under the Ptolemy II, the city was under the rule of Egyptian Kings. After a short rule, the city passed into the hands of Antiochus of Syria who captured the city without any difficulty. The region fell into hands of Macedonian Kings. Mylasa gained importance and power by establishing reciprocal citizenship with major cities in the region. The men of Euromos, Miletos, Labyranda, Olimus, they were all considered as the part of famous tree tribes of Mylasa. When Roman armies defeated Antiochus, the king of Syria, Roman authorities gave Caria region to Rhodians. Not pleased with the Rhodian rule, Carians organized a rebellion against Rhodians. This confusion ended when Romans decided that Rhodians should put an end with the fight and retreat as quickly as possible.
The city was badly damaged in 40 BC by the Parthian and Roman troops under the command of Labianus, a former general of Brutus and Cassius. After this disaster, Mylian asked for the help of Emperor Augustus. From the inscriptions, we understand that emperor helped for the reconstruction of the city and people Mylasa built a temple for Augustus and Goddess Rome. During the Byzantine Period, mlasa became the Episcopal see and it was under the directions of the bishop of Stavrapolis. It was conquered by Menteseoglu tribe in the 14th century and joined Ottoman territory in 1425.
There is little left of ancient Mylasa in the city of Milas. Strabo mentions that people of Mylasa had three temples dedicated Zeus, the most popular divinity, worshipped by all the independent tribes who got united during under his name during the times of real danger the Greek and Persian invasions. Although Carian Zeus with many names was worshiped in many temples in Caria, none of his temples survived in good shape. On the other hand, archaeologist discovered many coins depicting Zeus, holding a spear and double headed axe in his hands.
A native God who is later named as all the Carians worshiped Zeus there.
The Temple
There is little left from this first century temple in Corinthian Order. It was built on high podium. The carvings of the Corinthian columns and masonry of the wall surrounding the temple help to archaeologist to date the temple first century BC.
Baltali kapi The gate with the Axe
This beautiful Roman Gate took its name from a double axe, carved at the top of the main arch. This gate led to sacred way, which extended from Mylasa to Labranda, the famous Carian Shrine.
This impressive gate with the double axe of Carian Zeus was part of the city walls, dated to second century BC.
Gumuskesen monument
This small Roman copy of ancient mausoleum is one of the great monuments of Mylasa. Dated to 2nd century AD, Gumuskesen monument is consist of high podium, columned area, stepped crepidoma and possibly a statue at the top.
The temple of Augustus and Roma
The temple, which had been built for Emperor Augustus for the renovation work he accomplished after the destruction of the city by Libanius in 40 BC, is now totally vanished from the stage of history.
Milas Museum
Milas Museum has been formed for the first time in 1983 with
the approval of the Ministry of Culture with the artifacts
transferred from Bodrum Museum and the finds obtained from
the digs in the Milas Region. and has been opened
to public in 1987.At the entrance floor of the museum, the exhibition hall and offices are located.In the basement, there are depots, photography room and laboratory.
The garden is used as the open exhibition area of the museum. The finds from the archaic
settlements in Milas and its surroundings are exhibited in the garden.
The golden artifacts found in Stratonikeia digs, baked oil lamps from İasos digs, the artifacts from the rescue digs in and around Milas, marble
sculptures, and other artifacts purchased from the people are exhibited in a chronologicalorder in the eleven showcases in the museum exhibition hall.


