Mylasa,Milas

  • PDF

TARİHTE MİLAS

 

Milas’ın tarihinden bahsederken öncelikle Karya döneminden bahsetmek gereklidir. Kaynaklara göre batı Anadolu Antik çağda üç bölgeye ayrılmış. Bunlar Mysia, Lydia ve Caria (Karya) dır.

Caria olarak bilinen bölge, bugünkü Büyük Menderes nehrinin güneyinde kalan kısımdır. Ege denizinde ise Tekağaç burnundan Dalaman çayına kadar olan kıyı şerididir.

Caria’nın bilinen yirmi yedi şehri vardır. En önemli olanlarını şöyle sayabiliriz. Mylasa, Halicarnassos, Labranda, Keramos, Euromos, Khalketor, İasos, Kaunos, Knidos, Lagina Stratonikiea, Heraklia, Barigylia  ve bugün Aydın ili sınırlarında kalan Aphorodias, Alinda, Alabanda, Amyzon genellikle ilk akla gelendir.

Caria’lılar savaşçı milletti.Kalkan ve sorgucu bulmuşlardır. Denizlerde de çok üstündüler. Korsan olan bu ırk, M.Ö 7. YY. da Mısır kıyılarına kadar inmiş ve Nil nehrinin iki kıyısında toprak almışlardır.  Aynı yıllarda Lidya’lıların yanında Pers savaşlarına katılmışlardır. Lidya kralı Giges kutsal emanet olarak saklanan Herakles’in altın savaş baltasını Karyalılara hediye etmiş, onlar da baltayı Karya, Lidya ve Mysia’nın ortak haç  yeri olan Milas yakınlarındaki Zeus Labrandos Tapınağı’na gömmüşler. Milas’ta Baltalı Kapı olarak tanınan ve de alınlığında çift yüzlü Karya baltası (Labros) olan kemerli anıtsal kapı Milas’tan Labranda’daki Zeus Tapınağı’na giden kutsal yolun başlangıcıdır.

 

Milas’ın adı Karia kenti Mylasa’nın adının ise Sisyphos ve Aiolos torunu Khrysaor oğlu Mylasos’tan geldiği
söyleniyor.Tarihçi Strabon’a göre Mylasa,iç Karia’nın üç önemli kentinden biridir.Diğerleri ise Alabanda ve
Stratonikeia.Mylasa,MÖ. 5. yy.da İonia ayaklanmasına ve Pers ordularına karşı direnişe katılır.MÖ 446’daki
Berymdon savaşından sonra Pers hakimiyetinden kurtulur ve Attika Delos deniz birliğine katılır.Mylasa diğer
Karia kentleri gibi MÖ 334’de Büyük İskender kenti kayra kraliçesi Ada’ ya teslim eder.

Mylasa MÖ 143’te Roma imparatoru M. Acmilius’un isteği üzerine bir sınıf anlaşmazlığına hakemlik eder, sonra
da Roma valilerinin başkanlık ettiği mahkemelerin merkezi olur.MÖ 129’DA Roma’ya bağlanır.Mylasa Bizans
döneminde piskoposluk merkezidir.13.yy.da ise Menteşe oğullarının merkezi olur.

 

MYLASA

 

Karya bölgesinin batısında en büyük ve önemli bir kenttir. İsmindeki “ASA” ekine eski Anadolu adlarında rastladığımızdan çok eski bir yerleşim yeri olduğunu anlarız. Bir efsaneye göre, kentin kurucusunun Akdeniz’de Aiolio adasında oturan Mylasos olduğu ve ismini buradan aldığını biliyoruz.

Mylasa M.Ö. 450 – 440 arasında Attikadelos deniz birliğine üyedir. M.Ö. 1. yüzyılda şehrin liderliğini yapmış Euthydemos, Heybreas adında iki önemli kişi yetişmiştir.

Mylasa halkı Otorkonbies, Hyorbesutai ve Konodorkondeis adlarına üç kabileye ayrılıyordu. 

 

BİZANS DÖNEMİ

 


M.S. 4. yüzyıldan sonra yavaş yavaş önemini yitirmiştir. 5. Yüzyılda Milas’ta küçük bir Hristiyan topluluğu vardı. Milas’ta ilk piskopos olduğu tahmin edilen Ephrem Leuko-Kome bugün Şeyhköy denilen  yerde küçük bir kiliseye gömülmüştür. 5 yüzyılın ikinci yarısında Roma dan gelerek, Milasta hristiyanlık için çalışan ve kentte kızlar için manastır açan Kseni adında ünlü bir rahibe yaşamıştır.

Şu anda Milas’ın doğusunda kalan su kemerleri kalıntıları Bizans dönemine aittir. Şehre su getirmek amacı ile inşa edilen kemerlerin inşasında antik kalıntılar kullanılmıştır.

 


TÜRK DEVRİ

Milas Menteşe Oğulları zamanın ilk zamanlarında beylik merkezidir. 15. yüzyılda Sultan Beyazıtın damadı olan şeyh Bedrettin Milas’ta yaşamıştır. Türbesi Beşparmak dağları üzerinde bulunan Şen köyün  20 dakika doğusundaki düzlüktedir. 17 yy. ın ikinci yarısında Milas’a gelen Evliya Çelebi, ünlü Seyehatnamesinde Milas için şunları yazmıştır. Milas, Sodra dağı eteğinde bin kağir evli, tütünü ve narenciyesi bol, Şeyh es Şüşteri adlı evliyanın yaşadığı yer.

Şeyh Şüşterinin mezarı bugün Atatürk bulvarının tam ortasındadır. Mezar kaybolmasın diye bir mermer üzerine adı yazılarak dikilmiştir. 18. yy da idareyi Baltalı kapı yanında konak yaptırmış olan Apdülaziz ağa ve oğulları Sait ve Ömer ağa oldukları bilinen Ağalar ele almıştır. Mezarları Bugün Ağa Camii olarak bilinen caminin arka tarafında derenin karşısındadır.


MİLAS

Bodrum’a giderken hep içinden geçilip gidilen Milas’ta bir mola vermeye ve antik dönemin bu önemli kentini görmeye ne dersiniz? Milas kent merkezi,antik kalıntıları,tarihi Milas evleri,düzgün kent yerleşimi ile güzel bir ilçe.Tarihte 27 irili ufaklı kent kurulmuş.Milas’ın 19.yy.da evleri yanında halıları da dünyaca ünlü.

Kent Gezisi:


Milas gezisine Hisar başı mahallesinde,Hisar başı tepesinin doğusunda bir podyum üzerine inşa edilmiş Zeus Karios Tapınağı ile başlamalı.Tapınağın Korint başlıklı tek sütunu ayaktadır.Kentin eski surlarından bugüne ulaşan tek kalıntı,yörede Baltalı Kapı olarak bilinen kapı kemeridir.Kapı MÖ 1. yüzyıla tarihleniyor.Kemerinin kilit taşı üzerindeki çift yüzlü balta motifinden dolayı yörede “Baltalı Kapı” olarak anılıyor.Gümüşkesen Anıtı MS 2. yy.da yapılmış ve iyi korunmuş mezar anıtıdır.Mausoleion’un daha küçük bir örneğidir.Sodra Dağı eteğinde Gümüşlük semtindeki mezar anıtı yüksek bir kaide ve basamaklı bir çatıdan oluşmaktadır.

Milas’ın doğusundaki ovada uzana iki katlı su kemerleri erken Bizans dönemine ait.Kemerlerin inşaatında antik dönem mimari parçalar da kullanılmış.Kent merkezindeki Firuz Ağa Camii, Menteşe oğulları döneminden kalan en önemli eserdir.Osmanlı dönemine ait yapılar ise şöyle:

Çöllü oğlu Hanı:1719-1720 yıllarında yapılmış. Hisar başı mahallesinde.

Ulu Camii:Milas’ın en büyük camisi.1378’de yapılmış. Hocabedrettin mahallesinde.

Belen Camii:Duvar örgüsü tuğla-taş karışımı (antik dönem eserlerinden yaralanılmış), 14. yy.a tarihlenen cami, Hisar başı tepesinde.

Ağa Camii:Hacıapti mahallesinde.

Kurşunlu(Firuzbey) Camii:Firuzpaşa mahallesinde.

Osmanlı dönemi eseri iki köprü ise kent merkezinden geçen Balovca deresi üzerinde.İzmir yolundaki Sarı çay üzerindeki tarihi köprü ise yıkıldı yıkılacak durumda.Selimiye beldesinde Osmanlı dönemine ait iki eserden biri Abdülfettah Camii,hanı ve hamamı bir külliye görünümündedir.


MİLAS MÜZESİ


İlçe ve çevresindeki ören yerlerindeki kazılarda ele geçen buluntuların bir bölümü Milas Müzesi’nde sergileniyor.1987 yılında ziyarete açılan müze 1.5 dönümlük bahçe içindeki iki katlı binada.Teşhir salonunda yer alan 11 vitrinde Stratonikeia kazılarında bulunan altın eserler,İasos kazılarında bulunan pişmiş toprak kandiller,Milas ve çevresindeki kazılardan buluntular,heykeller,heykel başları sergileniyor.Müzenin bahçesi de açık sergi alanı olarak kullanılıyor.

 

MİLAS EVLERİ


Milas kent gezisinin olmazsa olmazı 19.yy ve 20. yüzyılın ilk yıllarında yapılan ve büyük bölümü restore edilerek kullanılmaya devam eden Milas evleri ziyaretidir.İki katlı avlulu evlere giriş avludan.Evlerin ahşap destekli çıkmaları sokağa taşar.Zemin katlar genellikle depo ve kiler olarak kullanılır.Mutfak,tuvalet,ahır avlunun bir köşesindedir.Avludan üst kata ahşap ya da mermer merdivenle çıkılır.İlçe merkezinde Nedime Beler,Murat Menteşe,Selahattin Oğuz,Servet Akgün evleri olarak evler ise Cumhuriyetin ilk döneminde Avrupa’dan gelen mimarlardan esinlenerek yapılmıştır. Milas evlerinden farklı olarak dışa kapalı olarak yapılmıştır bu evler.Mutfak,tuvalet ise bina içindedir.

 

MİLAS ÇEVRESİ

Beçin Kalesi


Milas-Ören yolu üzerinde kentin 5 km. güneyinde,Milas ovasına hakim bir plato üzerindeki Mutluca (Beçin) Köyü’ndeki Beçin kalesi Bizans yapısıdır.Kale Menteşe oğulları döneminde onarım görüyor.Milas’ı merkez yapan Menteşe oğulları Beyliği,hükümet merkezini savunması kolay olduğu için Beçin’e taşıyor.

Beçin Kalesi 1974 yılında da restore edilmiş.Güneyi surlarla çevrili kalede hamam,sarnıç kalıntıları izlenebiliyor.Karayolu kenarında oda mezar şeklindeki Roma mezarı bir başka kalıntı.

Kaledeki asıl yerleşim 200 metre yukarıdaki iç kale bölümündedir.Bu bölümde bir Bizans şapeli, Menteşe oğulları döneminden Kara paşa medresesi,türbe,Ahmet Gazi Medresesi,Orhan Bey Camii, hamam,Bey hamamı,Kızılhan,Yelli Camii ve medresesi günümüze ulaşan yapılar arasındadır.

 

Çomakdağ

Milas Tuğla fabrikasının hemen yanından sola ayrılan yolla gidilen,bir bölümü asfalt olan yol Beşparmak dağlarına tırmanıyor.Çomakdağ Beşparmak dağlarına sırtını dayamış.Çomakdağ evleri, dünle bugünü ustaca kaynaştıran mimari üslup taşıyor.Taştan yapılmış evlerde bacalar estetik görünüşüyle ilgi çekiyor.Baca tepelerinde yer alan yarım ay ya da kartal başı şeklindeki figürlere rastlanıyor.Antik yapılardaki akroterlerden esinlenmiş bacalara başka yerde rastlamak mümkün değil.

Kendi içine kapalı köy,gelenekleriyle yaşıyor.Düğünler 4 gün sürüyor.Dibekte buğday dövülüyor, ovalarda atış yapılıyor,en iyi atışı yapana oğlak hediye ediliyor,kadınlar kendi aralarında eğleniyorlar, gelin alınıyor ve duvak günü yapılıyor.Çomak dağa gitmişken köyde üretilen halis zeytinyağından alın mutlaka.


Labranda


Milas’ın kuzeyindeki Koca yayla’da (14 km.) bulunan Labranda Türkiye’nin en iyi korunmuş antik kentlerinden biridir.Yolu iyi durumda.Çam ve çınar ağaçları arasında,hemen her zaman tatlı bir esintiyle serinleyen havada çok güzel bir antik kent gezeceksiniz.Labranda antik çağda 8 metre genişliğindeki bir kutsal yolla Mylasa’ya bağlıydı.Yolun izlerini bugün de görmek mümkün.

MÖ. 5. yy.da kentte bir kutsal olduğu biliniyor. Güney ve güneydoğu’da bulunan iki giriş kapısı ayaktadır.Zeus Tapınağı,stoa,tapınağın güneyindeki büyük teras duvarı,kült yemeklerinin yendiği andron,saray olduğu sanılan büyük yapılar,teras evleri kalıntıları görülmektedir.Kazılarda ortaya çıkarılan Andron pencereli bir yapıdır ve Helen döneminde pencere kullanıldığı kanıtlanmaktadır. Kentte Roma Çağı kalıntıları da görülmektedir. Kutsal alanın 200 metre batısında arkası istinat duvarıyla sağlamlaştırılmış stadyum vardır. Kutsal alanda her yıl yapılan ve 5 gün süren şölenler sırasında stadyumun yarışlara sahne olduğu sanılıyor. Yarışların başlama ve bitiş taşları bugün de yerli yerinde.Labranda’ya çıkarken Kargıcak Köyü’ndeki kır lokantasında karnınızı doyurabilirsiniz.Saçta yapılan oğlak kavurması ile mis kokulu domatesle hazırlanan menemeni tavsiye ederiz.Ören yerinde tuvalet var.


Euromos


Bafa Gölü’nü geçip Milas’a doğru gelirken yolun solunda göreceğiniz Euromos tabelasından giriniz. (Milas’a 12 km. kala) 1 km. içeride eskiden Mylasa ile birleşik olduğu belirlenen Euromos antik kentini göreceksiniz.İyi korunmuş durumdaki Zeus Tapınağı’nın cephesindeki 8 sütun ayaktadır. Sütunların diğerlerinin de ayağa kaldırılması mümkün.Sütunlar üzerindeki kitabelerde tapınağın yapımına para yardımında bulunanların isimleri yazılıdır.Etrafı zeytinliklerle çevrili kentin tiyatrosunun beş sırası görülebiliyor.Tapınağın önünde açıklayıcı bir tabela göreceksiniz.Bir de tuvalet bulunuyor.Tapınağın Hadrian Döneminden sonra yapıldığı hesaplanmaktadır.Tapınağın karşısındaki(batı yönünde) yamaçları dolaşırsanız sur kalıntılarını görebilirsiniz.


Güllük


Milas-Bodrum yolu üzerinden sağa ayrılan 8 km.lik yol sizi Güllük’e ulaştıracak.Bodrum’un kalabalığından hoşlanmayan tatilciler için yanı başında daha sakin bir tatil olanağı sunuyor Güllük.En azından şimdilik böyle.En sessiz,en ücra yerlerin bile birdenbire “keşfediliverip” yazlık konut saldırısına uğradığına,birkaç yıl içinde tanınmaz hale geldiğine tanık olmuşsunuzdur.Bakalım yaşayıp göreceğiz.Güllük bir liman kasabası.Limandan çevrede çevrede çıkarılan boksit madeni ihraç ediliyor.Zaten yolda boksit taşıyan kamyonları göreceksiniz.Mandalya Körfezi ve Asin Koyu çevresine yerleşmiş kasabanın sahili balıkçıları,kahveleri ve lokantaları ile sevimli bir balıkçı köyü özelliğini koruyor.Sahilden hemen sonra yükselen tepelere yerleşmiş oteller ve evler bu topografik özellikten dolayı hep deniz görüyor.Kentin kuzeyine kurulu dalyanda ve denizde iyi balık çıkıyor.Lüfer,kefal ve en çok da yılan balığı avlanıyor.Sahil lokantalarından birine oturup yılan balığı ziyafeti çekebilirsiniz.Çevredeki koyların çoğunda kültür balıkçılığı da yapılmakta,çipura ve levrek yetiştirilmektedir.Güllük de komşusu Bodrum gibi bölgeye özel tekneler(gulet) yapılan tersaneler var. Bunların görünüşü güzel ama limandaki şileplerin yarattığı görüntü için aynı şeyi söylemek zor.

İasos – Kıyı kışlacık


Güllükten dolmuş motorları ile veya karayoluyla Milas yolundan ayrıldıktan sonra 18.km.de ulaşacağınız Kıyı kışlacık Köyü’nde köyle iç içe bir antik kent göreceksiniz:İasos

Köylüler patikaları kestirme yol olarak kullanıyor,keçiler otluyor,eşeklerini bağlıyorlar.Köy dar girişli dalgakıranla korunan bir doğal limanın kıyısına kurulmuş.Girişte antik kenti göreceksiniz.Ören yerinin girişinde plan ve açıklayıcı bilgilerin yer aldığı tabelaları ihtiyacı karşılamaya yetiyor.Ören yerlerinde görmeye alışık olmadığımız kadar da şık.Argoslu kolonistlerin kurduğu kente sonra Millet’ten göçmenler gelip yerleşmişlerdi.Kentin baş tanrıları Apollon ve Artemis idi.Dionysos adına da festival düzenleniyordu.Kent bu festivalleri ile müzik ve tiyatro merkezi olarak tanınıyordu.Ören yerinde kalıntılarla ilgili bilgi ise şöyle:

Çevresi Roma döneminde sütunlu portiko ile belirlenen agoranın batı kenarında bir odeion,heykelinin yağmurdan ıslanmadığına inanılan Artemis tapınağı yer alıyor.Zeus Megistos tapınağı,kentin doğu yüzünde çeşitli yazıtlar,bir adak yapısı ve adak steli dizisi aracılığıyla saptanmış kutsal yere sahip. Tiyatro,Zeus tapınağı alanının üstündedir.Epikrates oğlu Zopatros tarafından Roma çağında onarılan yapı,Helenistik geleneklere göre kurulmuştu.Tiyatro duvarlarındaki yazıtlar,oyuncular,müzisyenler ve bu etkinliklere destek veren kişilerin adlarını yansıtmaktadır.Kentin en üst noktasındaki kale,Hıristiyanlık döneminden kalmadır.Tepe noktasından Kıyıkışlacık Koyu içinde suların üstünde bir bölümü bulunan mendirek-fener yapısı izlenebilir.Batıdaki kayalık düzlemde ise kenti karadan koruyan uzun duvarlar bulunmaktadır.Kıyıkışlacık Köyü’nde konaklamak isterseniz çok sayıda pansiyon var.Ama denize girmek için iyi bir plaj bulamayacaksınız.


Boğaziçi Köyü


Hem Bodrum’un keyfine katılmak hem de iyice dinlenmek istiyorsanız böyle bir yer var.Boğaziçi tam bir balıkçı köyü.İstediğiniz zaman Bodrum’un eğlencesini yaşarsınız.Ertesi günü sakin bir ortamda yorgunluk atarsınız.Bodrum’a 30,Milas’a 25 km. Bodrum’dan Güllük ayrımına gelmeden Shell’in yanından sola dönüyorsunuz.Burası Tuzla sapağı.2 km.lik asfalt yol sizi köye ulaştırıyor.Boğaziçi’nin eski adı Bargliya bir efsaneden geliyor.Kahraman Bellerofo’nun kanatlı atı Pegasos’un çiftesi ile sahibinin en yakın arkadaşı Bargylos’u öldürmüş.Bellerofo sevgili arkadaşının öldüğü bu yere onun adını vermiş.Çevresi zeytinliklerle çevrili masmavi bir koyu var Boğaziçi’nin.Eskiden tuzlaları varmış,çevrenin bütün tuzu burada üretilirmiş.Şimdilerde tuz havzaları kaderine terkedilmiş.Ekilip dikilecek toprağı da olmadığı için köylüler ekmeklerini denizden çıkarıyorlar.Köyün hemen tümü balıkçılıkla uğraşıyor.İyi balık yapan körfezdeki balık yavrularının toplanıp balık çiftliklerine satılması köyün balıkçılığını tehdit ediyor.Yaşlı balıkçıları dinlerseniz bir zamanlar buranın nasıl bir balık yatağı olduğunu öğrenirsiniz.Gene de iyi ve taze balık yiyebileceğiniz lokantaları var.çipurası,levreği bol,denize kurulan balık çiftliklerinden canlı balık da satın alabilirsiniz.Yakalanan balıklar denizde çevrilmiş havuzlara atılıyor ve büyütülüyor.Balığın yanında kendi ürettikleri has zeytinyağı,kekik, sarımsak ve karabiber ile hazırladıkları özel sosla tatlandırılmış bir salata veriyorlar ki tadına doyum olmuyor.Zeytinyağını beğendiyseniz dönerken götürmek üzere satın alabilirsiniz.Boğaziçi aynı zamanda bir kuş cenneti.Kuğular,flamingolar,pelikan ve yaban ördekleri,ne ararsanız var.Kuşlar da kimi gaddar avcılar yüzünden tehlikede.Özel bir koruma olmadığı için denetim sağlanamıyor.


Bargylia


Boğaziçi köyünün eski adı Bargylia.Bir Karya kenti olan Bargylia bir zamanlar deniz kıyısındaydı. Önündeki bataklık ise Osmanlı döneminde tuzla olarak kullanılmış.Kentin adı,halk dilinde Varvil’dir. Bellorophontes adlı kahramanın kanatlı atı Pegasos’un çiftesi ile ölen arkadaşı Bargylos’un anısına kurdurmuş olduğu ilkçağ yazarlarınca bildiriliyor.Karya dilinde kentin adı Andanos idi.Karşı dağlarda Kemikler Köyü’nde bulunan Artemis Kyndias tapınağı kentin kutsal alanıdır.Kent öreni Bizans döneminde yapılmış düzenlemelerle bir savunma hisarına döndüğü için yapı malzemeleri bu duvarlarda karşımıza çıkar.Kalıntılar boyunca uzanan tepelik üzerine dağılmıştır.Kuzeye bakan Helenistik tiyatro ve tapınak alanları bir keşif gezisi gerektirir.

Tuzla


Tuzla sulak alanı 380 hektarlık bir alanı kaplıyor.Kışını göçmen kuşların barınma ve beslenme yeridir ve çevresi ılgın,zeytin ve çamlarla çevrilidir.En çok rastlanan kuş türlerinin başında pelikanlar geliyor. Yanı sıra boz ördek,yeşilbaş,sakarca,Macar ördeği,sakarmeke,balıkçıl,kaz,flamengo,su tavuğu,bataklık kırlangıcı sayılabilir.Sulak alan içindeki plankton ve su bitkileriyle balık zenginliği de sağlıyor.Tuzla sulak alanı,çevresindeki yapılaşma ve doldurma girişimleriyle,aşırı avcılıktan olumsuz etkileniyor.


Bafa Gölü


Söke ovası 2000 yıl kadar önce denizdi, burada büyük bir körfez vardı.Büyük Menderes ırmağının getirdiği alüvyonlar körfezi doldurdu ve ova haline getirdi.Bugünkü Bafa Gölü denizden bir parça olarak arada kaldı.Gölün üzerinde iki ada bulunuyor.İkiz adalardan biri aslında tam ada değil,bir kumulla karaya bağlı.Bafa Gölü’nde kefal,levrek,yılan balığı tutuluyor.Eskiden çok sazan tutulurmuş, fakat gölün suyu tuzlandığı için artık sazan kalmamış.Gölde gezmek isterseniz dolmuş usulü motorlara binebilirsiniz.Adalar,Heraklia antik kenti geziliyor.Yüzme molası da veriliyor.Tekneler 25 kişi ile kalkıyor.Kalabalık aileler teknenin dolmasını beklemek istemezlerse komple kiralayabilirler.Göldeki adalarda manastırlar,kiliseler kurulmuş.Bunlardan “Yediler Manastırı” en eskisi.Gölün çevresi zeytinliklerle çevrili.Kıyıdaki lokantalarda da bütün yemekler zeytinyağı ile yapılıyor.


Herakleia / Latmos


Antik Herakleia kentine gölün Bodrum yönündeki bitiminden Çam içi Köyü’nden dönülüp 9 km.lik asfalt yola varılıyor.Köy okulunda kentin planı var,inceleyin.Çevrede amorf şekilli kayaların görüşü ilginç.Yol Kapıkırı Köyü’ne ulaşılıyor.Köye girmeden göl sahiline inen yol ayrılıyor.Köy,turizmi yeni keşfeden yerlerden olduğundan bütün gençleri amatör rehber.Eşekler eşliğinde dağdaki kalıntılara tur düzenliyorlar.5-6 saat süren yolculukta Karpuzlu Köyü yakınındaki “Arap Avlusu” dedikleri yeri,antik tiyatro kalıntılarını gezdiriyorlar.İyi kötü Almanca ve İngilizce de konuşuyorlar.Ayrıca çeşitli yerli-yabancı turist gruplar seyahat acentalarınca düzenlenen,kalıntılar arasından geçen ve zirvelere çıkan yürüyüş turlarına çok ilgi gösteriyorlar.Yürüyüşlerin uzun olanı iki gün sürüyor ve gece kamp çadırlarında konaklanıyor.


Kent Öreni


Hellen standartlarında inşa edilen Herakleia,düzenli bir plana sahipti.Özellikle kent savunması,duvar teknikleri,sağlam kuleler bakımından incelenmesi gerekir.İlkokulun bulunduğu düzlem çok katlı Helenistik agoradır.Bir kaya üstünde yer alan Athena tapınağı,mermer yazıtından kolaylıkla teşhis edilmiştir.Agoranın doğusundaki bir ev avlusunda yer alan boulevterion,göl kıyısına inerken görülen kaba saba bir yapı olan Endymion sunağı ve yukarı yamaçlardaki tiyatro,kentin zeytin ağaçları ve gnays kayalıkları arasına saçılmış önemli yapılarıdır.Beşparmak dağına çıkan yollar, döşemeler,hem yukarı kale savunma sistemleri hem de Kapadokya gibi 10-13 yüzyılda göl çevresinde ve adacıklara dağılmış gelişkin Hıristiyanlık anıtlarına ulaşmada yerli rehberlerden yararlanmak kaydıyla gezginleri keşiflere taşır.Herakleia’nın bilinen tarihi MÖ. 7. yy’a kadar uzanıyor.Hellenistik ve Roma Dönemlerinde parlayan kent deniz ticareti ile zenginleşmiş.Bizans döneminde de piskoposluk merkeziymiş.Endymion’un Kutsal Alanı Hıristiyanlık döneminde de kutsal sayılmış.Endymion’un ilginç bir mitolojik hikayesi var:Ay Tanrıçası Selene bir gece burada uyuyan çoban  Endymion’u görmüş ve ona vurulmuş.Zeus Selene’nin aşkını kıskanmış ve öfkeyle bir ceza vermiş genç çobana. Çobanı hiç uyanmamaya,sonsuz bir gençlik uykusunda uyumaya mahkum etmiş.O günden sonra oracıkta uyumuş kalmış Endymion,hiç uyanmadan.O derin uykusunda düşler görürken Ay Tanrıçası Selene her gece gelip yanına yatarmış.Selene Endymion’a tam elli çocuk doğurmuş.

 

EL SANATLARI

Elişleri ve nakış işlemeleri:

Genç kızların çeyizlerini hazırlamak için yaptıkları örtüler,Türk işi,kanaviçe,iğne işleri,boncuk oyaları,tığ oyaları,halılar,dokumalar bu işlerin bazılarıdır.Milas Çomak dağ Kızılağaç köyünde saf ipekten yapılan işlemeye “yanış” denilmektedir.Parlak ve canlı renklerle yapılan bu işlemeler pano ve torba yapımında kullanılmaktadır.

Oymacılık:Tarihi Milas oymacılığının iyi örnekleri bulunmaktadır.Kapı tavanı,saçak ve yüklüklerde işlenen motifler günümüze ulaşmıştır.

Halıcılık:Milas Türkmen boylarının en eski yerleşim yerlerinden biridir.Bölge örf,adet ve giyim olarak bu özelliğini korumuştur.Milas yöresinde kendine özgü karakteristik özellikler taşıyan halılar dokunmaktadır.Halı geleneğinin 16.yy.da seccade halıları dokunmasıyla başladığı kabul edilmektedir. 18.yy ve 19.yy.a tarihlenen halılar desen ve renk özelliği ile klasik ve Barok stili olarak ayrılır.

Klasik olanlar mihraplı Milas seccadeleridir.Bu seccadelerde mihrap eşkenar dörtgen şeklindedir. Mihrabın üzerinde bir alem,mihrabın içe bakan kenarlarında stilize edilmiş bitki motifleri bulunur. Konturları olmayan motifler görülür.”Ada Milas” halısı eski örneklerden biridir.Kenar süslerinin yan yana sıralanmasından oluşur.Her suyun içinde motifler genelde birbirlerinin tekrarıdır.Barok stil olarak adlandırılanlar,Osmanlılarda,Sultan Abdülmecit döneminde mimarı ve sanatta Avrupa etkisinin yoğun yaşandığı dönemlerde üretilmiştir.Bu halılarda düz çizgiler yerine çizgiler yerine zigzaglar belirlenmiş kenar süs çiçek desenleri yerleştirilmiştir.Adını,bir dal üzerine yerleştirilen stilize edilmiş karanfil demetlerinden dolayı almıştır.

Milas’taki başka bir grubu oluşturan halılar da Madalyonlu örneklerdir.Bu halılar,kare,dikdörtgen , altıgen olarak çeşitli tiplerde karşımıza çıkar.”Karaca hisar Halısı” Karaca hisar Köyünde yapılan bu gruba giren örneklerdendir.Milas halılarında 18. ve 19.yy.dan itibaren tamamen yün kullanılmıştır.Halılar kök ve doğal boyalarla renklendirilmiştir.Milas Halıları olarak isimlendirilen bu halılar ilçemizde halen,Karaca hisar,Ören Dört tepe,Gereme,Bozalan,İkizköy,Pınarköy,Mezgit,

Gürceğiz,Akçakaya ve birçok köylerde dokunmaktadır.

 

 

 

KISA BİR MİLAS TURU

Milas gezisine İzmir yönünden de gelseniz, Bodrum yönünden de gelseniz, Milas müzesiyle başlamalı. Bünyesinde 27 antik şehri barındıran ilçenin müzesi 1.5 dönümlük bir alanı kaplar.Bahçesinde ve kapalı alanında, çevreden çıkarılmış çeşitli eserler sergilenir. Hemen karşısında, ilçenin en büyük camilerinden Ulu Cami görülebilir. Yolumuza tabakhane yönünde devam ederseniz Menteşe Beyliği döneminden kalan Ağa Camii camii çıkar karşınıza . Sağa dönüp yolu takip ederseniz ,bu yol sizi daha da eskilere doğru , Roma dönemine kadar götürür. Kilit taşı üzerindeki labrys yani çift yüzlü balta nedeniyle “Baltalı Kapı “denen kemer karşınızda kemer işlemeleri hala görülmeye değer asırlara inat. Geldiğiniz yönden dönüp postaneye çıkan yola girerseniz solunuzda , bir podyum üzerine oturtulmuş Zeus Karios Mabedini ya da ayakta kalmış olan tek sütununun ,üzerinde leylek yuvası olması nedeniyle , halkın deyimiyle Uzunyuva’yı görürsünüz.Aynı yoldan devam edip belediye binasının yanında ,Belen Camii ve onun biraz aşağısında 18.yy dan kalan Çöllüoğlu Hanını gezebilirsiniz. Bu yapılardaki malzeme çeşitliliği dikkat çekicidir. Gezinizde unutulmaması gereken yerlerden biri de Menteşe Beyliğinden kalan, 14.yy yapımı, Firuz Bey Camii yada Kurşunlu camii. Ters T planıyla ,dantel gibi işlenmiş mermer girişiyle ve muhteşem çini ve vitraylarıyla, sizin unutulmayan anılarınız arasına girmeye aday bir yerdir. Namaz vakti haricinde grupla gelirseniz, kapının üzerindeki telefonlardan hocanın kendisine ulaşıp camiyi ziyaret edebilirsiniz. Milas’taki şehirleşme her yüzyılda üst üste olduğundan birkaç metre yürüyerek birkaç yüzyıl değiştirme şansınız olabiliyor. Milas’ın en eski eserlerinden biri ne ulaşmak için Salı pazarının kurulduğu caddeye inip trafik ışıklarından sağa yönelirseniz, yukarıya çıktıkça ihtişamı artan bir yapı karşılayacaktır sizi. Gümüşkesen Mezarı.Dünyanın yedi harikasından biri olan Bodrumdaki Mausoleum’un küçük bir örneği olan bu yapının yanından ayrılmak istemeyeceksiniz .Geldiğiniz yönden dönüp trafik ışıklarından sağa dönerek devam ederseniz şehir merkezine ulaşacaksınız. Son ziyaret yerleri eski macar evleri. Macar ustalar tarafından yapılmış bu evler restore edilmiş ve rengarenk farklı mimarisiyle dikkatleri üzerine çekiyor. Ziyaretinizi tamamladıktan sonra köfte yemeden ayrılmayın Milas’tan.


Kaynak:Milas Kaymakamlığı Sitesinden Derlenmiştir/ Alınmıştır.

Mylasa,Milas